| |
Yıllardır burjuvazinin ve dolayısıyla onun siyasi temsilcisi olan burjuva partilerin gündeminde yer alan ve kaldırılması planlanan kıdem tazminatları, içinden geçtiğimiz küresel mali krizin rüzgârıyla tekrar gündeme getirildi. Özellikle geçtiğimiz yıl, “İstihdam paketi” uygulamasıyla kendinden söz ettiren kıdem tazminatları, işçi sınıfının burjuva yasaları sonrasında elinde -belki de- tek kazanımı olarak varlığını, iğdiş edilmiş bir şekilde de olsa sürdürüyor. İğdiş edilmiş diyoruz çünkü bugün işçiler yasal olarak bu hakka sahip olsa da gerek hizmet sektöründe, gerekse sinai üretimin yapıldığı iş yerlerinde kıdem tazminatları, çalışan işçilere her yıl giriş-çıkış işlemleri yaptırılarak fiili olarak patronlar tarafından yok sayılıyor.
Bu tür uygulamaların yeni bir şey olmadığını çok iyi biliyoruz. Özellikle Türkiye’de birçok burjuva yasasında olduğu gibi yasa kabul edilmeden önce onun getirdiği düzenlemeler iş yaşamında zaten yürürlüktedir. Dolayısıyla çoğu zaman işçiler tarafından bu uygulamaya ilişkin yasal düzenlemelerin yasalaşıp yasalaşmadığı dahi anlaşılmaz. Ama kapitalizmin içkin doğasını ifade eden rekabet, patronları, bu fiili uygulamalar için yasal düzenlemeleri hükümetten istemeye zorlamaktadır. Hal böyle olunca patronlar, üzerlerinde büyük bir “yük” olarak gördükleri kıdem tazminatının kaldırılmasını sağlayan yasal düzenlemeleri her fırsatta gündeme getirerek hükümetten bu uygulamanın kaldırılmasını talep etmektedirler.
Bu taleplerden bir yenisini, Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir’ den duyduk. Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) 2008 yılı Meslek Komiteleri ortak toplantısında konuşan Özdebir, küresel mali kriz nedeniyle önümüzdeki günlerde işçi çıkarmalarının artacağı tespitini yaptıktan sonra işten çıkarılan işçilerin kıdem tazminatlarının işsizlik sigortası fonundan karşılanması gerektiğini açıkladı. Toplantıda bulunan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren ile Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan’ a kıdem tazminatına ilişkin talebini iletirken Özdebir, aksi durumda şirketlerin bir bölümü kıdem tazminatlarını ödeyemeyecekleri için buralarda çalışan işçilerin mağdur olacağını ifade etti. Geçtiğimiz dönemlerde patronlar tarafından istihdam ve teşvik gerekçesiyle gündeme getirilen İşsizlik Sigortası Fonunda bugün, GAP projesinde patronlara teşvik olarak sunulacak 1.3 milyar YTL hariç tutulduğunda dahi 34.9 milyar YTL gibi büyük bir meblağın bulunduğunu da eklemeden geçmeyelim.
Geçtiğimiz yıl aralık ayında Çalışma Bakanlığı’nın hazırladığı “İstihdam paketi” adlı düzenlemede yer aldığı şekliyle kıdem tazminatı, istihdamın önünde büyük engelmiş gibi gösterilerek kaldırılmasına ilişkin gerekçeler basında oldukça geniş bir yer bulmuştu. Bunlar arasında göze en çok çarpanı, 2001 yılında koalisyon hükümetinin de kıdem tazminatını kaldırmayı amaçlayan düzenlemeye gerekçe olarak sunduğu,“iflas eden işyerlerinde patronların kıdem tazminatlarını ödeyememesinin işçilerde yaratacağı mağduriyeti giderme” adlı gerekçeydi.
Koalisyon hükümetinin 2001 yılında dillendirdiği gerekçeyle hazırlanan pakette, Çalışma Bakanlığı, kıdem tazminatının kaldırılmasını düzenleyen birkaç başlık öne sürmüştü. Bunlardan birincisi, kıdem tazminatının bir bütün olarak ortadan kaldırılmasıydı. Böylelikle patronların üzerindeki ağır “yük” kalktığından istihdamın önünde engel kalmamış olacak, dolayısıyla işsizlik sorunu Türkiye’de çözüme kavuşacaktı. Bu öneri karşısında sendikalardan tepki geleceği tespitiyle, Bakanlık ikinci bir öneri olarak, işten çıkarmalarda işçilere ödenen bedelin düşürülmesini istedi. Bu değişiklik ise, bugün bir işçinin çalıştığı her kıdem yılı için alması gereken 30 günlük ücretin 15 güne indirilmesi talebiydi. Son olarak üçüncü bir öneri de -bugünde sıkça dillendirildiği şekliyle- işçilerden ve patronlardan yapılan kesintilerle birlikte SSK’ nın da aktaracağı birkaç puanlık ödentiyle kurulacak bir fondu. Adına kıdem tazminatı fonu da denilen bu uygulamayla işten atılan işçilerin kıdem tazminatları patronlardan değil gene işçilerden kesilen ödentilerden oluşan bu fondan karşılanacaktı.
Bir bütün olarak küresel sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda düzenlenen ve patronlar tarafından istihdamın önünde engel olarak durduğu kabul edilen SSK ve vergi yükümlülüğünden, zorunlu istihdam ve nitelikli işgücü yetiştirilmesine kadar pek çok maddeyi içeren istihdam paketi (5763 sayılı "İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun") geçtiğimiz mayıs ayında yasalaştı. Kıdem tazminatının kaldırılmasına ilişkin öneriler bu yasal düzenlemenin dışında tutuldu. Yani kıdem tazminatları kaldırılmadı fakat bu pakette yer alan saldırılar ve hükümetin açıklamaları, önümüzdeki günlerde kıdem tazminatına ilişkin düzenlemelerin yapılacağını haber verir niteliktedir.
Kısaca istihdam paketine değinmek gerekirse, öncelikle bu yasayla patronlar, zorunlu istihdam yükümlülüklerinden kurtuldu. Benzer şekilde patronların ödediği sigorta primlerimde 5 puanlık indirim yapıldı. Dahası kreş açma ve sağlık hizmeti sunma zorunluluğun kaldırılmasından, 18 ve 29 yaş arasında ilk defa işe başlayanların sigortasının 5 yıllığına işsizlik sigortası fonundan karşılanmasına kadar çalışanlar için ağır düzenlemeler içeren birçok düzenleme hayata geçti.
Bütün bunların yanı sıra istihdam paketinde yer alan ve bugün kıdem tazminatlarının kaldırılması için yapılan talepleri somutlayan bir başka düzenleme de “ücret garanti fonu”. Yasada ifade edildiği şekliyle, “İşverenin; konkordato ilan etmesi, işveren için aciz vesikası alınması, iflası veya iflasın ertelenmesi nedenleriyle işverenin ödeme güçlüğüne düştüğü hallerde geçerli olmak üzere, işçilerin iş ilişkisinden kaynaklanan 3 aylık ödenmeyen ücret alacaklarını karşılamak amacı ile İşsizlik Sigortası Fonu kapsamında ayrı bir Ücret Garanti Fonu” oluşturulacağı belirtilmişti.
Buradan açıkça anlaşılacağı üzere patronların işçilere şu ya da bu şekilde ödemediği maaşların gene işçilerden kesilen ücretlerle oluşturulmuş işsizlik sigortası fonundan karşılanması planlanmaktadır. Bu yasal düzenlemeyi kıdem tazminatına da uygulatmayı düşünen ve bu arzularını küresel krizle gerekçelendiren patronlar, yukarıda adı geçen toplantıda, işsizlik sigortası fonu içinde, kıdem tazminatı fonu oluşturulmasını, ASO Başkanı Özdebir’in ağzından şu sözlerle ifade etmişlerdir. “Oluşturulan fon, İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken fonlardan borçlanma yoluyla elde edeceği finansmanı kıdem tazminatı ödemelerinde kullanmalıdır. Küresel kriz sona erdikten sonra bu fonda gerçekleşen birikimlerden İşsizlik Fonu’na olan borçlar geri ödenmelidir. Buna ek olarak kıdem tazminatından yararlanan işyerleri de borçlarını işler düzeldiğinde geri ödemelidir. Bu önerimiz değerlendirilirken kıdem tazminatı fonunun kurulmasıyla işsiz kalan ve kıdem tazminatı alamayan işçilerin mağduriyetinin azaltılacağı unutulmamalıdır.” Bu talepten de anlaşılacağı üzere, geçtiğimiz yıl işçilerden ve patronlardan ayrıca kesilecek ödentilerle kurulması planlanan kıdem tazminatı fonunun, bugün “ücret garanti fonu”nda olduğu gibi işsizlik sigortası fonu içinde kurulması gündeme getirilmiştir.
Bugün gerek çalışanların “mağduriyetini önlemek”, gerekse şirketlerin küresel kriz nedeniyle bozulan sermaye yapılarının daha da bozulmasını engellemek için acilen oluşturulmasını istedikleri kıdem tazminatı fonu talebi, yıllardır burjuvazinin ve onların siyasi temsilcilerinin gündemindedir. Küresel mali kriz dolayısıyla ABD ve Avrupa’da hükümetlerin bankalara ve şirketlere sermaye aktardığını işaret eden patronlar, benzer destekleri beklediklerini özellikle son günlerde iyice dillendirmeye başladılar. Önümüzdeki günlerde AKP, patronların taleplerini yerine getirecek düzenlemeleri hayata geçireceğinin sinyallerini vermiştir. Bunun için patronların her fırsatta dile getirdiği işsizlik sigortası fonundaki paranın, AKP tarafından -GAP projesinde olduğu gibi- patronlara, krizin derinleştiği şu günlerde “teşvik” ve “istihdam” için açılacağı öngörmek bizler için zor değil. Böylelikle görülecektir ki, bir kez daha patronlar, AKP eliyle, kapitalizmin içine girdiği bu küresel mali krizin maliyetini işçi sınıfının omuzlarına yıkacaktır.
Sendikalar cephesi ise, işçilerin çalışma yaşamını, sefalet koşullarına itecek düzenlemeleri patronlar için adım adım gerçekleştiren AKP karşısında suskunluğunu korumaktadır. Mayıs ayında yasalaşan “İstihdam paketi” adlı düzenlemeden kıdem tazminatı uygulamasının çıkarılmış olmasını büyük bir galibiyet olarak açıklayan sendikalar, istihdam paketinin işçilere dayattığı diğer saldırıları görmezden gelmişlerdir. Hatta sendikalar, istihdamın artacağı gerekçesiyle bu düzenlemeye desteklerini esirgemediler. Evet kıdem tazminatı istihdam paketinden çıkarıldı. Fakat bugün birçok iş yerinde fiili olarak uygulanmayan kıdem tazminatı hakkının önümüzdeki günlerde küresel kriz gerekçesiyle bir bütün olarak ortadan kaldırılacağı biz Marksistler için sır değil. Sendikaların bu konuda sessiz kalmayacağını dolayısıyla işçi sınıfının kazanımlarını koruyacağını iddia edenler varsa, bunlar, 2001 krizi hakkında kısa bir tarih incelemesi yaptıklarında sendikaların patronlarla sıfır zamlı sözleşmelere nasıl imza attıklarını göreceklerdir.
Bugün aynı sendikalar, kriz bahanesiyle birçok sektörde işçinin çıkarıldığı dahası önümüzdeki günlerde mali krizin reel sektöre etkisiyle birlikte işsizliğin artacağına ilişkin açıklamaların bizzat patronlar tarafından ifade edildiği bir dönemde, benzer tepkileri göstermekten ve olası sınıf hareketini önleme çabalarından vazgeçmeyeceklerdir. Hatta daha önce örneklerini çokça gördüğümüz “anlı-şanlı” birçok direnişten sonra yaşanan ‘işten atılacaklar’ listesini yine sendika bürokratları ve patronlar birlikte hazırlayacaktır. Gelenek bozulmayacak ve sendika içi muhalefet bu olanak kullanılarak “temizlenecektir”. Çünkü işçi sınıfının mücadele tarihi, mevzu sendikalar olduğunda bundan başka türlüsünü pek göstermemiştir.
Aynı tarih, başta Pablo’cularımız olmak üzere “sol”cularımızı sendika bürokratlarının kuyruğundan ayrılmama, onları “öncü, sınıf bilinçli vb” sıfatlarla yüceltip gerçekleri saklama “görevleriyle” başbaşa bırakırken, biz Marksist devrimciler ve işçi sınıfını, kapitalizme karşı bağımsız politik mücadele vermek için sosyalist devrimin dünya partisini inşa etme görevini omuzlarımıza yüklemiştir. Son dönemde yaşananlar bu görevin aciliyetini göstermektedir.
|