| |
7 Haziran 2009 tarihinde yapılacak olan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri burjuva demokrasisinin 21 yüzyıl başında “demokrasinin beşiği” denilen Avrupa’da ne hale geldiğini ortaya koyuyor.
Özellikle “iki kutuplu dünya” döneminde ABD ve Avrupalı emperyalistler tarafından Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku’ndaki bürokratik diktatörlükleri “sosyalizm” gibi göstererek işçi demokrasisine karşı en etkili propaganda malzemelerinden birisini oluşturan “demokrasi” söyleminin burjuvazinin elinde içinin boşaltıldıktan sonra geldiği durum, bizzat egemen burjuva çevreleri bile endişelendirmeye başladı. “Gelişmiş demokrasi” adı verilen ülkelerde yapılan seçimlere katılım çeşitli nedenlerle (ilgisizlik, sandığa gitmeme, geçersiz ya da boş oy kullanma) %50 oranının altına inerken toplumun büyük kesiminin sisteme inancının kalmadığı ortaya çıkıyor.
Seçimlerde katılım endişesi
AP için 1979 yılında yapılan ilk doğrudan seçimlerden bugüne kadar katılımda sürekli bir düşüş yaşandı. Son yapılan 2004 seçimlerinde katılım %45’de kaldı. Haziran ayında yapılacak seçimlerde bu oranında altına düşülmesi kaygısı yaşandığından, seçmenlerin oy kullanmasını teşvik etmek için AP tarafından 18 milyon € harcandı. Yapılan kampanyalarda “Avrupa seçimleri sizin seçimleriniz” gibi süslü sloganların pek yararlı olmadığı kamuoyu yoklamalarında ortaya çıkıyor.
Avrupa Birliği’nde (AB) ve onunla ilişkili ülkelerde kamuoyu araştırmaları yapan Eurobarameter, geçen yıl AP seçimlerinin ne zaman yapılacağı sorusunu sormuş ve AB ülkelerinin tümünde seçmenlerin %67’sinin seçimlerin ne zaman olacağını bilmediğini ortaya çıkartmıştı. Aynı araştırmada AP seçimlerinin tarihini bilmeyen seçmenlerin oranı “demokrasinin beşiği” İngiltere’de %82 olarak belirlenmişti. Eurobarometer tarafından 12 Ocak 2009 tarihinde yayımlanan bir başka araştırma, AP seçimlerine yönelik ilgi düzeyini net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu araştırmaya göre AP seçimlerinin 2009 yılı içerisinde olacağını bilenlerin oranı %26 iken, bilmeyenlerin oranı yine %67. Seçimlerin Haziran ayı içerisinde gerçekleştirileceğinden haberi olanların oranı ise sadece %8.
AP için “renkli” adaylar!
AP için çeşitli ülkelerde tam da bu ilgi(sizlik) oranlarına uygun denebilecek adayların ortaya çıkması, konunun diğer bir yanını oluşturuyor.
İtalya’da Başbakan Silvio Berlusconi, eski parlamenterlerden sıkıldığından olsa gerek, AP için “yeni ve genç” yüzlerden oluşan bir liste hazırlamıştı. Ancak listenin içinde birçok “genç ve güzel kadın”ın olması ve Berlusconi’nin bunların bir kısmı ile “özel” ilişkileri basına yansıması nedeniyle eşi Veronica Lario devreye girdi. Sonuçta, Berlusconi’nin eşi hazırlanan listenin büyük bir bölümünün üstüne çarpı attı. Ama örneğin, siyasette hiçbir deneyimi olmayan ve ülkesinde Youtube’daki videoları en çok izlenen televizyon yıldızı ve oyuncu olan Barbara Matera listeye girdi. Bu arada Silvio Berlusconi’nin de AP adayı olduğunu hatırlatalım. AP’na daha önce de seçilen Berlusconi, Başbakanlığın getirdiği iş yoğunluğu nedeni ile parlamento toplantılarına gidememişti.
Son İtalya Kralı’nın torunu olan 36 yaşındaki Emanuele Filiberto di Savoia da İtalya’nın AP adaylarından. Di Savoia, yaptığı konuşmalarda Avrupalı liderlerin yarısını tanıdığını, diğer yarısı ile de zaten akraba olduğunu söylüyor.
Gelin, gelişmiş İtalya’yı bırakıp, AB’nin en yoksul ülkelerinden biri olan Romanya’ya geçelim. Romanya’da devlet başkanı Trian Basescu’nun kızı Elena Basescu “en dikkat çeken” adaylardan birisi. Kendisini ön plana çıkartan özelliğinin siyaset ve politika olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Elena Basescu Romanya’da zenginliği ve gece hayatına düşkünlüğü ile tanınıyor. Devlet başkanı olan babası da kızına, “Kafası zannettiğinizden çok çalışır” diyerek destek veriyor.
Romanya’nın bir başka adayı ise kendisinin yönetmek için yaratıldığına inanan George Becali. Politikacı, iş adamı ve aynı zamanda Steua Bükreş takımının sahibi de olan Becali’nin adı ülkesinde imza attığı birçok skandalla anılıyor.
Bu AP seçiminin sürprizi ise, hiç tartışmasız, İsveç Korsan Partisi. İnternette film ve müzik indirimini yasaklayan ve istihbarat servislerine “teröre karşı önlem” adı altında telefon dinleme hakkı tanıyan yasaların kaldırılması için mücadele edeceğini açıklayan Korsan Partisi, son kamuoyu yoklamasına göre seçmen desteğini yüzde 8'e çıkardı. Adayı Christian Engstöm’ün İsveç’ten AP'ye seçilecek 18 temsilciden birisi olacağına kesin gözle bakılan Korsan Partisi, bu gidişle Strasbourg'da yeni bir ses olacak.
Temsili değil, sürekli demokrasi!
AP seçimlerinde gerek katılım, gerekse adayların ortaya çıkarttığı durum komik olmaktan da öte, burjuva demokrasisinin artık yönetemeyecek durumda olduğunun açık göstergesidir. Adına “temsili demokrasi” denilen çadır tiyatrosunun artık kitleler tarafından ciddiye alınmadığı dünyanın her yerinde yapılan seçimlerde ortaya çıkmaktadır. Geniş kitlelerin ilgisizliği, sandığa gitmeme, geçersiz ya da boş oy kullanma şeklinde ortaya çıkan tepkileri seçim oranlarına her geçen gün daha da artarak yansımaktadır. Burjuva demokrasisine ve onun “temsili kurumlarına” karşı işçi sınıfının seçeneğinin ortaya konulmasının zamanı gelmiştir.
Bu, emekçilerin hem üretimi hem de yönetimi ellerine aldığı konseyleri aracılığıyla, işyeri ve mahallelerden merkezi yönetime kadar her düzeyde gerçekten iktidarda olduğu; hiçbir ayrıcalık taşımayan seçilenlerin yönetemedikleri ve seçenlere hizmet edemedikleri anda derhal geri çağırılmalarına olanak sunan doğrudan demokrasi yani işçi demokrasisidir. Yönetim organlarında olanların aldıkları ücretlerin kalifiye bir işçinin maaşını geçmediği, her bilginin herkese açık olduğu, denetimin ve yönetimin özelleşip meslek haline gelmediği, aksine toplumsallaştırıldığı bu alternatifi yükseltmek. Burjuva demokrasisindeki çürümenin artık katlanılmaz olmaktan çıkıp bir bütün olarak insanlığı siyasi bakımdan duyarsızlaştırarak açıkça felakete sürüklediği günümüzde Marksistlerin en önemli görevi budur.
|